18 Temmuz 2010 Pazar

Sansüre karşı yürüyüşün gösterdikleri

Bu gönderide fazla şey yazmak istemiyorum. Gerek duymuyorum. Aşağıdaki fotoğraflar yeter de artar.



Fotoğraflar için kaynak: http://gorkemkeser.deviantart.com/

11 Temmuz 2010 Pazar

Sansüre karşı ortak deklarasyona karşı bireysel deklarasyon

1. Adam gibi internet kullanıcılarının düşünce özgürlüğü ve bilgiye erişim hakkı engellenemez. Fakat interneti; muzır neşriyat menbaı, uyuşturucu pazarı, çocuk istismar alanı, sanal bir kerhane, sanal bir kumarhane telakki edenlerin düşünce özgürlüğü de engellenir, ulaşmak istedikleri iğrenç emellere erişim hakları da engellenebilir.

2. Türkiye’de bireylerin, kurumların, ve şirketlerin bilişim alt yapılarını kanunlar ve genel ahlak ilkeleri doğrultusunda oluşturmaları ve istedikleri servislerden yararlanmaları engellenemez. Sansürün ülke ekonomisine kabul edilemez bir bedel yüklediği iddiası; sırf ticarî kaygıları ve anarşik dünya görüşleri yüzünden, "Sansüre karşı ortak deklarasyon" adlı metni yayınlayıp altına imza atan ticarethane sahiplerinin kuruntusudur. Ülke ekonomisi bu şahısların çok umrunda olsaydı, Türk internet kullanıcıları üzerinden milyonlarca dolar kazanan küresel şirketlerin devlete vergi vermesi ve ekonomiye katkıda bulunması için protesto gösterileri düzenlerlerdi. Ayrıca; intihara yönlendirme, çocukların cinsel istismarı, uyuşturucu madde kullanılmasını kolaylaştırma, sağlık için tehlikeli madde temini, müstehcenlik, fuhuş ve kumar yüzünden sansürlenen sitelerin ülke ekonomisine NE katkı yaptığını açıklamakla yükümlüdür iddia sahipleri.

3. Sansürün en sığ algılanışı ve uygulanışı olan "youtube yasağını" öne çıkararak, olmadık iğrençliklerin yüzüne "özgürlük" makyajını çalıp söz konusu rezaletlere serbesti istemek en hafif ifadeyle çirkindir, konuyu çarpıtmaktır, "ad hominem"dir. Malum yasağın ortaya çıkmasına sebep olan malum kanunu ve Anayasanın ilgili maddelerini eleştirmek, tartışmaya açmak ve söz konusu mevzuattaki ifadelerin çağdışılığından dem vurmak dururken, asıl konuyu arka plana atanların niyetleri sorgulanmalıdır. Gerek kuvvetler ayrılığı ilkesi hasebiyle, gerekse "konjonktür" itibariyle bugünkü T.C. Hükümetini oluşturan Parti ve bireylere medya ve malum devlet kurumlarının vurduğu görünmez damga hesaba katıldığında, Mevzuat üzerinde tek kelime değişiklik yapma gücü olmayan bir "otorite"yi eleştirmek, yel değirmenlerine kılıç sallamaktan daha akılcı bir davranış değildir. Asıl derdi ve niyeti düşünce özgürlüğünü ihya etme olan bir grup "şekil"le uğraşmaz, cesareti varsa "esas"a girer.

4. Kendi cirolarından başka şey düşünmeyen ticari kuruluşların, CCP ve CPC kaygılarını yansıtan "özgürlük" bezirganlıklarının samimiyetine inanmak son derece güçtür. Kullanıcılarını faşist metodlarla yöneten, kullanıcılarının fikir ve düşünce özgürlüklerini hiçe sayan, en küçük hukukî endişeyi bahane edip kullanıcılarını harcamaktan imtina etmeyen sözde özgürlük savaşçısı tacirler, kendi ekonomik plan ve beklentilerini, kamu ahlakının/düzeninin/huzurunun bozulması üzerine bina etmemelidir. Sansürün "kötü" olduğu fikrini desteklerken en çok kullandıkları örneğin -Youtube yasağının- sebebi olan malum yasaları kendi komünitelerinde en katı şekilde yorumlayıp, "özgürlükleri" kısıtlayıp yok saydıkları durumları masaya yatırmalı ve özeleştiri yapmalıdırlar. Hakları hukuka kurban edenlerin asıl kimler olduğunu iyi sorgulamalıdırlar.

5. Hiçbir kutsal değere inanmadığı gibi genel ahlak kurallarına da saygısı olmayan bir takım "kural tanımaz" bireyler, anarşik paradigmalarını sanal dünyada da topluma dayatmak istemektedirler. Çocukları -ve dolayısıyla toplumu- korumaya yönelik yasaklar ile İntihara Yönlendirme, Çocukların Cinsel İstismarı, Uyuşturucu Veya Uyarıcı Madde Kullanılmasını Kolaylaştırma, Sağlık İçin Tehlikeli Madde Temini, Müstehcenlik, Fuhuş, Kumar Oynanması İçin Yer ve İmkân Sağlama suçlarını engellemeye yönelik düzenlemlere karşı çıkarken; NEYE ve NİÇİN karşı olduklarını izah etmekten özellikle kaçınmaktadırlar. Bazı medya kuruluşlarının da desteğini arkasını alan bu gruplara kendilerini kaptıran "iyi niyetli" çok sayıda inernet kullanıcısı, görünüşte destekledikleri "deklarasyon"un ne manaya geldiğini tam olarak bilmemektedir. Çünkü organizasyonu düzenleyen grupların başındaki şahıslar, bunları maksatlı olarak açıkça ifade etmemektedir. Yaygınlaşmasında hiçbir mahsur görmedikleri çirkinliklerin adını vermeden "bunları istemeyen filtre programlarıyla çoçuklarını korur" gibi pişkince ifadeler kullanarak eksen saptırmaktadırlar.

6. Şu anki düzenlemelerle kamu yararı için sansür edilen bir takım sayfaların engelleniş yönteminin, toplum için faydalı olan başka hizmetlere erişimi de etkileyebildiği bir gerçektir. Ne var ki, asıl tartılışması gereken tam olarak BUDUR. Yani sansürün "nasıl" yapılması gerektiğidir. Bir düzenin, intizamın, disiplinin var olması için gerekli mevzuatı hazırlayacak, Meclis Üyeleri ve seçilmiş Hükümetin mensuplarından daha liyakatli kimse düşünülemez. Dolayısıyla sansürün, bu kurumların denetimi altında "sağlıklı" ve "nitelikli" şekilde yapılması için gerekli fikir teattisi, sivil toplum örgütleri ve akademisyenler ile yapılmalıdır. Her durumu kendi ticari çıkarlarına yontmaları muhtemel özel sektörün bu işten katiyyen uzak tutulması gerekir.

7. 5651 sayılı kanunun, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'na verdiği sansür yetkilerinin sebeplerinden sadece fikir ve düşünce özgürlüğünü riske atan "malum" madde derhal kaldırılmalıdır. Hakarete varmadığı sürece ve yine ahlaki değerler çerçevesinde olduğu sürece, fikir ve düşünce özgürlüğüne karşı çıkan aklı başında kimse olamaz. Fakat yine aynı şekilde, 5651 sayılı kanunun BTK'ya verdiği yetkiler içinde, "malum" kanun dışında kalan tüm maddelerdeki yasaklara karşı çıkan aklı başında kimse de olamaz. Tekrar edelim, neydi bunlar? İntihara Yönlendirme, Çocukların Cinsel İstismarı, Uyuşturucu Veya Uyarıcı Madde Kullanılmasını Kolaylaştırma, Sağlık İçin Tehlikeli Madde Temini, Müstehcenlik, Fuhuş, Kumar Oynanması İçin Yer ve İmkân Sağlama. Söz konusu kanundaki bu başlıkların her biri, birer insanlık suçunu ifade eder. Bu iğrençlikleri "hak" telakki edip "özgürlük" diyerek savunan ve yaygınlaşmasını isteyen her kim olursa olsun, insanlığını sorgulamalıdır.

8. Türkiye Cumhuriyeti'nde, "Google" hiçbir zaman yasaklanmamıştır. Oysa ki, ne hikmetse "Sansüre Karşı Ortak Deklarasyon" ile gündeme gelenlerin internette sansürü kötülerken sarıldıkları bahanelerden biri olmuştur bu. Youtube yasağı doğrultusunda erişimi engellenen IP numaralarının, Google tarafından farklı hizmetlere tahsis edilmesiyle ortaya çıkan mağduriyet, sansür karşıtları tarafından "Google yasaklandı" şeklinde takdim edilmiştir. 28 Haziran 2010 tarihinde Google'dan yapılan resmi açıklamada ise, Google'a ait bazı hizmetlere ulaşılamayışının sebebinin "doğrudan" Youtube yayın yasağı olduğu dile getirilmiştir. Yayınladıkları deklarasyonu, özel bir şirketin savunma dilekçesi tadında hazırlayanlar komik duruma düşmüşlerdir.

9. Ortak Deklarasyon'u hazırlayan organizatörler, metin içinde ağızlarındaki baklayı birkaç cümleliğine çıkarmışlardır. 5651 sayılı kanunun külliyen kaldırılmasını emreden özgürlük neferleri, söz konusu yasakların 'sadece' çocukları korumaya yönelik olduğunu iddia etmişler ve kurulmasını istedikleri yeni yapıyla interneti kullanırkenki bazı amaçlarını şöyle meşrulaştırmaya çalışmışlardır:
"Ancak bu yeni yapılanma, çoğunluğun ahlaki değerlerini diğerlerine dayatacağı bir çalışma olmamalıdır. İnternet düzenlemesine ilişkin yeni politika, ifade özgürlüğüne ve yetişkinlerin her türlü İnternet içeriğine erişim ve tüketim haklarına saygı temelinde geliştirilmelidir."
Tıpkı belli bir siyasi grubun, meşru yollarla seçilmiş yöneticilerin yasama yetkilerini kullanmalarını eleştirirken dillerine doladıkları "çoğunluk diktası" icadı gibi, bu deklarasyonu hazırlayan organizatörler de "çoğunluğun ahlaki değerleri" adlı bir düşman yaratma çabasına girmişlerdir. 5651 sayılı kanunda sayılan çirkinliklerin, kendi tahakkümleri ile ortaya çıkarılabilecek yeni bir düzenlemede "meşru" sayılması için çaba harcayacaklarının sinyallerini açıkça vermişlerdir.

10. Sansür karşıtlığı adı altında, muhtelif ahlak dışı eylem ve davranışların meşru sayılmasını destekleyenler şunu bilmelidir ki, her fırsatta temel hak ve özgürlükleri anarken atıfta bulundukları Anayasa'da devletin vazifeleri içinde "kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak" da vardır. Ayırca ne mutlu ki, Anayasa'da yer alan "Genel Ahlak" ifadesi ve kamu huzuru, her türlü kişisel "sözde" özgürlüğün üstündedir. Sansür karşıtı olduğunu iddia eden her birey, ASIL karşı olduğu şeyin ne olduğunu sorgulamalı ve katıldığı grupların başındakilerin niyetlerini iyi tahlil etmelidir. Türlü süslü cümleler ile özgürlük ile anarşizm arasındaki çizgiyi silikleştirmeye çabalayanlar, NEYİ, NEDEN ve NASIL istediklerini açıkça deklare etmelidirler.

SANSÜR VAR OLMALIDIR. ASIL TARTIŞILMASI GEREKEN ŞEY, SANSÜRÜN NASIL YAPILMASI GEREKTİĞİDİR.

28 Haziran 2010 Pazartesi

Youtube ve sözde Google sansürü çarpıtmaları

"Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör değildir". Bu söze bayılıyorum. Çünkü ortada olan ama görmek istemeyenlerin görmediği bir hakikati gayet veciz şekilde tek cümleyle ifade ediyor. Eğer bir insan, sizin anlatmak istediğiniz şeyi anlamamaya kendini şartladıysa; sizin buna karşılık yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur. Sansür karşıtı gruplarda "laf anlatmaya" çabaladığım zamanlarda, "insanların fikirlerini değiştirebileceğinizi mi zannediyorsunuz?" misillü sorulara beni muhatap edenlere anlatamadım bunu: Ben anlamak istemeyenler için değil, aslında anlayıp da sürüye aykırı olmayı göze alamayanlar için bir kapı açmaya çalışıyorum. Doğruluğuna inandıkları her şeyi dogma telakki edenler hedef kitleme girmiyor. Bu makale de -diğerleri gibi- onlara hitap etmiyor zaten.

Bu mecburî girişten sonra, asıl konumuza gelelim.

Sevgili dostlar,
"Sansüre EVET!" sloganıyla ortaya çıktığım günden bu yana çok zaman geçmedi. Ama çok sayıda tepki aldım. Bu tepkiler, amacımı/şuurumu tahlil etme maksadı güden sorularla birlikte geliyordu genelde. Benim "troll" olmadığımı bilen, sansür taraftarlığından bir "çıkar"ımın olmadığından haberdar olan kişilerin kendilerine güvenerek ve alacakları cevaplardan emin olarak sordukları iki soru vardı:

  • "Sen Youtube yasağını destekliyor musun yani?"
  • "Google yasağını da mı destekliyorsun??"

Bir kez de burada cevaplamak istiyorum söz konusu soruları:

Youtube yasağı, 5816 sayılı kanuna muhalif olduğu söylenen bir video yüzünden ortaya çıkmış bir "skandal"dır. 'Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun" başlığını taşıyan bu maddenin varlığı bile komiktir. Ama Mustafa Kemal'e "bu adam" diyen Atilla Yayla'nın mahkum edildiği ülkemizde, hiç "değmeyecek" bir konuda riskli yorumlar getirerek mahkum olmaya hiç gerek yok. Dolayısıyla kanunu kurcalamayalım ama şunu da eklemeden geçmeyelim: 1 tanecik video yüzünden koca bir sitenin tamamen kapatılması saçmadır.

Sansür taraftarlığımı deklare ederken, buradaki yazımda açıkça şunu söyledim:"Herhangi bir kişi ya da kurum hakkında, hakaret ya da küfür içermeyen her türlü görüş, düşünce fikir özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir." Yeterince açık değil mi?

Peki bu "sınırsız özgürlük" alanı açan bir görüş müdür? Tabii ki değildir!

Haydi "Youtube yasağını destekliyor musun" komikliği konusunu kapatalım. Şimdi mevcut konudan, "Sansüre EVET!" sloganımızı destekleyecek argümanlar çıkaracağız. "Sansür"ün aslında ne kadar da "normal" ve "yaygın" olduğunu farkedip şaşıracak belki bazıları.

Ben Youtube'un tamamiyle kapatılmasını saçma buluyorum fakat -son bendi hariç- 5651 sayılı kanundaki bütün sebeplerden ötürü videoların sansür edilmesinde, silinmesinin istenmesinden hiçbir sakınca görmüyorum.

Youtube'un Türkçe versiyonu olmadığından ötürü belki birçok insan farkında değil ama bu sitedeki her videonun altında "Flag as inappropriate" şeklinde bir ibare vardır. Bu şu demek: "Eğer bu videodaki içeriğin UYGUNSUZ olduğunu düşünüyorsanız bize haber verin". Adı geçen butona tıkladığınızda, sizden detay vermenizi isterler. Şöyle ki:

1. Cinsel içerik
>> Grafik halinde cinsel aktivite
>> Çıplaklık
>> Çıplaklık yok ama MÜSTEHCEN
>> Diğer cinsel içerik

2. Şiddet veya tiksindirici içerik
>> Yetişkin kavgası
>> Fiziksel saldırı
>> Gençlik şiddeti
>> Hayvan istismarı
>> İğrenç içerik

3. Nefret uyandıran ve istismar eden içerik
>> Nefret ve şiddete teşvik eden içerik
>> Zorbalık

4. Zarar verici tehlikeli hareketler
>> Uyuşturucu istismarı
>> Ateş ve patlama istismarı
>> Diğer tehlikeli hareketler

5. Çocuk istismarı

6. İstek dışı reklam (spam)
>> Kiteleye hitap eden reklam
>> Aldatıcı tazı
>> Aldatıcı küçük resim
>> Dolandırıcılık

7. Hak ihlali
>> Telif hakkımı ihlal ediyor
>> Özel hayat teşhiri
>> Diğer yasal iddialar

Acaba "sansür karşıtı" gruplara üye olanlardan kaçı yukarıda Youtube'ta yer alan "uygunsuzluk" başlıklarına KARŞI tavır takınır söyler misiniz bana? Yukarıdaki başlıklarda yer alan kategorilere karşı çıkmak eğer "lümpenlik", "gericilik", "skolastik kafalı olmak" vb. ise, ben bütün bu sıfatları kabul ediyorum!

"Youtube Topluluk Prensipleri" (Youtube Community Guidelines) linki, sansür karşıtlarını daha da dehşete düşürecek ifadelerle dolu. Müsait bir zamanda bu metni elimden geldiğince çevirmeye çalışacağım.

Şimdi bazı içten pazarlıklı okuyucularımız şunu diyecek "Youtube özel bir site, ticari bir kuruluş, bir şirket... Sansür ise toplum ile alakalı bir konu. Sap ile samanı birbirine karıştırmıyor musun?"

Cevap: Birkaç milyon kullanıcıdan müteşekkil ve sadece birkaç milyonluk "sanal" kullanıcıyı nizam içinde yönetme amacını taşıyan bir şirket dahi bazı PRENSİPLER doğrultusunda kullanıcılarını yönetecek de, koca bir ÜLKEYİ yöneten kişiler her türlü prensipten vazgeçip, anarşizm yanlılarının istediği gibi SINIRSIZ ÖZGÜRLÜK mü verecekler insanlara?

Geçiniz dostum, geçiniz.

İkinci husus, "Google sansürü".

Bu hususta yaşananları Genneration adlı online gazete/dergideki buraya tıklayarak ulaşabileceğiniz yazıda gayet kronolojik ve kapsamlı olarak anlatılmış. Şaşırmayacağınız üzere "sansür karşıtı" bir paradigmayla kaleme alınmış yazı. Fakat yine de gerçek, her yerde gerçektir. Şu gerçekten bahsediyorum: Google'ın, Youtube için yasaklanan IP'leri farklı servislere kaydırarak, bahsedilen servislerin (Google docs, maps vs.) SANSÜRLENDİĞİ illüzyonunu oluşturması hayli amatörce bir piyesti. Haydi piyes demiyelim, arkasında art niyet aramaya çok müsait bir durum ortaya çıkardı.

Ama durum kesinlikle "Google yasaklandı!" diye veryansın edip, konuyu malum yerlere çekme hakkını birilerine vermez. Sansür karşıtlığı adı altında her türlü genel ahlak kavramına savaş açan bir takım çevreler, internet ortamında meydana getirmek istedikleri anarşist dünya için sürekli bir arayış içindeler.

Az önce bağlantısını paylaştığım "Google engelleme(me)si" başlıklı yazıya da Sedat Kapanoğlu'nun komik yazısını koydukları gibi, savundukları çoğu şeyde çelişkiler var. 1999'den beri sahip olduğu web sayfasında alenen FAŞİST bir yönetim sergileyen Sedat Kapanoğlu, kendi sitesine bile demokrasi ve özgürlüğü getirmekten acizken, çıkıp "sansür karşıtı kahraman" rolüne bürünüyor. Ben buna gülüyorum.

Velhasıl-ı kelam:
1. Sansür karşıtı olduğunu söyleyenlerin büyük çoğunluğu, kasıtlı ve güdümlü hareketlere BİLİNÇSİZCE üye oluyor ve destek veriyor. Lütfen destek verdiğiniz deklarasyon, açıklama, kampanya ve benzeri girişimlerin niyetlerini iyi okuyun. Özellikle yöneticilere NELERE KARŞI olduğunuzu sorun. Her ortalığı ayağa kaldırdıklarında siz de zıplamayın.

2. Youtube'da bile varolan ahlakî temelli prensiplerin, Türkiyeli internet kullanıcıları tarafından kabul görmemesi çok büyük bir yenilgidir. Yüzyıllar boyunca en nazik, en müspet, en güzel hal/hareket/geleneklerin kaynağı olan bir kültürün çocukları olarak bizler silkinip kendimize gelmeliyiz.

Vesselam.

Edit: Az evvel Google'dan resmi bir açıklama benim de mail adresime düştü. "Aman efendim Google yasaklandı!" diye ortalığı velveleye verenlere ilk ağızdan gelen yalanlama. Tarihe not düşmek adına burada yayınlıyorum:

Merhaba,

Geçen birkaç haftalık süreçte Google Analytics'e erişimde zorluklar yaşadığınızı biliyoruz.

Google Analytics'in de dahil olduğu bazı Google servislerine erişimde yaşanan zorluklar, Türkiye'de halen devam etmekte olan YouTube yayın yasağıyla doğrudan ilişkilidir. Bu doğrultuda yapılan gerekli düzenlemelerle Google Analytics'in Türkiye erişiminin şu anda düzeltilmiş olduğunu memnuniyetle bildiririz.

Bu süreç boyunca gösterdiğiniz sabır için teşekkür ederiz.

Saygılarımızla,
Google Analytics Ekibi

26 Haziran 2010 Cumartesi

Ekşi Sözlük'ün temizleyemeyeceği leke...

Acaba Samuel Colt insanlar birbirlerini haksız yere vursun diye mi tabancayı icat etmişti? Ya da Alfred Nobel dinamiti bir şeye kafası bozulan herkes kalabalığın arasına girip üzerindeki lokumları patlatsın niyetiyle mi buldu? Atomun parçalanabileceğini keşfeden bilimadamı, yaptığı şeyin milyonlarca insanın hayatına mal olacağını ön görmüşler miydi?

Bu sorular biraz spekülatif duruyor aslen. Çünkü hepimiz biliyoruz ki bir tabanca ondan fazla insanın hayatını bitirebileceği gibi yüzlerce kişinin hayatını da kurtarabilir. Bir dinamit lokumu aynı anda yüzlerce kişinin hayatını tehlikeye atacağı gibi, binlerce insanın ısınmasına, barınmasına, bazı madenî ihtiyaçlarının karşılanmasına vesile olabilir. Bir atom bombası milyonların hayatını riske ettiği gibi, bir nükleer reaktör ile yıllarca çabalanıp da elde edilemeyecek enerji elde edilebilir.

Gelelim gündeme... 1999 yılında Sedat Kapanoğlu, Ekşi Sözlük'ün kaynak kodlarının ilk satırlarını yazarken, acaba bugün İnci Sözlük gibi bir "fenomen"in oluşmasına sebep olacağını düşünmüş müydü? Hiç sanmıyorum.

Şüphesiz ki Ekşi Sözlük sadece Türk internet dünyasında değil, küresel anlamda önemli bir fenomendir. Sözlük jargonundaki manasıyla "entry" kavramı, yazarlar arasında hiyerarşik yapı, başlıklandırma standartları ve daha bir çok özelliği ile belki de "windows" kadar önemli bir buluştur. Ne var ki, bugün Ekşi Sözlük'ten başka bir müsebbibi olmayan İnci Sözlük adlı oluşumun özündeki müthiş karmaşık yapı ve "ideoloji" -şaka yapmıyorum- bence atom bombasından daha büyük bir tehlikedir.

Bu tehlike katıksız "anarşizm"dir, "sınırsız özgürlük" arayışıdır. Hiçbir kontrol mekanizmasını kabul etmeyen, hiçbir değere inanmayan, zevki ve keyfi için her şeyi yapabilecek tıynetteki insanların, herhangi bir eğitim ve fikrî alt yapıdan da yoksun olduklarını düşününce, ortada olan dehşetengiz hal gerçekten insanı ürkütüyor.

Uzun uzun tahlil etmeye gerek yok İnci Sözlük'te yaşananları... Ortada çünkü her şey. Yaşananlar belli. Küfür, müstehcenlik, pornografi hepsi orada... Birbirlerine saygısızca ifadelerle hitap etmelerini oyun haline getirmişler... Anne kutsal değil, baba kutsal değil, devlet, millet, din, sanat, bilim, teknoloji, astroloji... Aklınıza ne geliyorsa, hepsine karşı toplu halde gerçekleştirilen saldırılar söz konusu. Başlarda birkaç kişiyle başlayan bu korkutucu hareket şu an binlerce kişilik bir güç haline gelmiş durumda. Her geçen gün daha fazla "kanıksanıyor". Her geçen gün "adamlı haklı beyler", "ccc .... ccc" gibi sloganları dilden dile aktarılıyor, "normalleşiyor". Radyo ve televizyon istasyonlarına, web sitelerine saldırıyorlar... Ve korkarak bir tahminde bulunuyorum: gerçek hayata da çok yakın zamanda bulaşacak bu mikrop.

Kendi annesine küfreden ilköğretim ve lise öğrencileri, en yakın akraba ve arkadaşlarına terbiyesizce "şakalar" yapan çocuklar, yolda yürüyen birilerini taciz eden yeni yetmeler... ve bunları EĞLENEREK yapıyorlar! Böyle dehşetli bir tabloyu düşünebiliyor musunuz?

İnci Sözlük, "özgürlük" kavramının kontrolsüz bırakılması halinde nerelere varabildiğinin somut ispatıdır. Bu yürek dağlayan manzaranın müsebbibi ise Ekşi Sözlük'tür. Sedat Kapanoğlu diyemiyorum. Çünkü onun dışında gelişen ve büyüyen bir organizma oldu hep Sözlük. Fakat "sahibi" olduğu için ilk sorumluluk ona ait değil de kime ait acaba?

Ekşi Sözlük'te her türlü "değere" yapılan saldırı ve hakaretleri "hukukî bunlar! Bir şey olmaz!" deyip veritabanından silmeyi reddeden ve kafasına göre bir "özgürlük" anlayışının sözlük yazarları nezdinde bütün Türk internet kullanıcılarında meyve vermesine sebep olan ben değilim herhalde? Baştaki örneği hatırlayın... Samuel Colt, Alfred Nobel ya da diğerlerinin "dışında" gelişen olaylar neticesinde icatları kötü emeller için kullanılır oldu. Oysa Ekşi Sözlük tam 11 yıl boyunca herkesin gözü önünde bütün değerlerin talan edildiği yerdi. Bu yüzden Yıllardır manevi ve ahlaki değerleri, bu değerlerden tamamen bîhaber olanların, "çoluk çocuğun içinde" tartışımasına çanak tutan Ekşi Sözlük yönetimi ve Sedat Kapanoğlu, sorumluların başında gelmektedir.

Bu ne büyük bir vebaldir yahu? Gerçekten, cidden, sahiden ÜRKÜYORUM. Ne zaman İnci Sözlük'e girsem ya da bir şekilde internet'in farklı ortamlarında ona ait bir slogan karşıma çıksa büyük endişeye kapılıyorum.

Ekşi Sözlük hala "daha fazla özgürlük" diyen deklarasyonların altına imza atacağına, DAHA FAZLA KONTROL nasıl sağlanır, ahlakî değerler internet üzerinde nasıl ayakta tutulur bunun çözüm arayışlarına girmeli.

Peki ne yapılması gerekiyor bu İnci Sözlük'e? SANSÜR!

Bir an önce. Kökten silinecek ve yok olacak şekilde. Veritabanına ve cache dosyalarına kadar.Kullanıcılarına psikolojik destek sağlanması bile gerekebilir.

SANSÜRSÜZ ve SINIRSIZ ÖZGÜRLÜKÇÜ anlayışın vardığı/varacağı nokta İnci Sözlük ve türevleridir.

Lütfen artık tehlikenin farkına varalım!

Not: İnci Sözlük'ün korkutan büyüyüşüne tepki veren bir blog var, ilginizi çekebilir:
http://antiinciksozluk.blogspot.com/

İşin felsefesi...

Canım sıkkın açıkçası...

Koca bir insan yığınına karşı görüş savunmak ne zormuş. Aslında zor olan doğru olduğuna inandığınız fikri savunmak değil, fikrinizi savunmaktan ziyade kendinizi savunmak zorunda kalmak.

Şu blogu açtığımdan bu yana, sanal dünyada muhatap olduğum insanlar tarafından öyle büyük bir öfke dalgasıyla karşılandım ki, şaşırdım kaldım doğrusu. Şüphesiz "tepki" bekliyordum. En nihayetinde "sürüye inat..." alt başlığı ile açmıştım bu blog'u. Ama karşılaşmayı umduğum tepki, düşünsel bazda bir tepkiydi. Yoksa "duygusal" tepkilerle karşılaşacağıma ihtimal vermemiştim.

Evet... Konu "sansür". Hali hazırdaki aktif Türk internet kullanıcı profiline baktığımızda, ezici çoğunluk "sansür" denen şeye hayır diyor. Bu iki kere iki dört. Bunun birçok sebebi var: kasıtlı medya desteği, sansürün tanımının yapılmamış olması, yüz yıllardır belli kesimlerce provokatif manalar yüklenmiş birkaç allı pullu kelime (özgürlük, demokrasi, hak vb.) ile sansürün aynı cümlelerde anılması gibi... Yani demem o ki, tartışmaya açtığım kavram belli: "Sansür". Bunun duygusal tepkilere sebep olmasını nasıl bekleyebilirdim?

Fikirlerimi paylaşmak ve tartışma ortamı meydana getirmek için katıldığım "sansür karşıtı" posta grubunda, friendfeed sayfalarında blog'umun adresini paylaşanlarda ve yapılan yorumlarda ben bununla karşılaştım. Öne sürdüğüm fikirlerle ilgili yorum yapıp eleştirenlerin sayısı biri ikiyi geçmezken; doğrudan kişiliğime yönelik komik saldırılarda bulunanların bini bir paraydı. Kimi "troll" olduğumu iddia etti, kimi "bir çıkarım" olduğunu söyledi, kimi "dikkat çekmek istiyor" dedi, kimi "askerde çok dayak yersin sen" buyurdu, kimi söylediklerimin "...ümden salladığım" şeyler olduğunu söyledi vs. vs.

Ben bunları duygusal tepkiler kabul ediyorum. Kendilerini tartışmasız "çoğunluk" olan bir cemiyetin mensubu kabul eden bireyler, savundukları -ya da öyle sandıkları- görüşlere öylesine körü körüne bağlı olurlar ki, neyi neden savundukları üzerine dahi düşünmeyi "unuturlar". Dogmatizmin beslendiği en zengin kaynak budur. En büyük paradoks nedir biliyor musunuz? Hayatını dogmalarla savaşmaya adamış aydınlanma neferleri(!)nin, dramatik bir şekilde boğazlarına kadar dogmalara batmış olmalarıdır.

Ben tartışmak istiyorum arkadaş! Tanrı'nın varlığını, Semavî dinlerin semaviyetlerini, inançlara dair her şeyi bile tartışmakta beis görmeyen insanlar, NEDEN kendi kutsallarını yaratıp o kutsalların tartışılmasına zerre tolerans göstermeme hakkını kendilerinde bulabiliyorlar!?

Bakın, ben inançlara saygı duyarım. Bana ne kadar mantıksız gelirse gelsin, ne kadar gayri ciddi gelirse gelsin, eğer birisi "ben buna inanıyorum!" diyorsa; ben bu inanca saygı duyarım. "Akıl" ile bunu sorgulamam. Kendi sistematiği içinde vardır bir mantığı der, geçerim.

Ama hayatta akıl ve mantıktan başka hiçbir şeye güvenmeyen, doğru bilginin ancak deneylerle elde edilebileceğini düşünen, bilimden başka mürşit kabul etmeyen rasyonalisti, eksperimantalisti, pozitivisti; kendi argümanları ile karşılarına münazara meydanında çıktığımda bana "dogmalar" ile geldiklerinde çıldırıyorum....

İşine geldi mi "dogma"lar kötü, işine geldi mi iyi... İşine geldi mi "sorgula", işine geldi mi bu böyle de geç...

Bu tutarsızlığı ben kaldıramıyorum.

Dolayısıyla, "sansür" gibi bir konuyu tartışmaya açmamla karşıma çıkan tutarsız insanların "duygusal" tepkilerini de mazur göremiyorum. Beni tanımadan, yaşımı, işimi, sosyal statümü, eğitim seviyemi bilmeden, yazdığım bir iki makaleyi "hızlı" okuyarak beni skolastik kafa sahibi olmakla suçlayan bilgi çağı aydınlanmacısının "akıl" ve "mantığını" SORGULARIM ben... "Internette herkes özgürce fikirlerini ifade etsin!" gibi görünen bir niyetle grup kuran -hatta sokağa çıkmaya niyetlenen- bir grubun üyesinin, ben onlardan farklı düşünüyorum diye beni grupta görmek istemediğini söylemesini SORGULARIM ben... Sırf sansürün kötü olduğu fikrine "iman ettiği" için, "Ne? Sansüre evet mi diyor? Ahahahh" gibi akıllara zarar tepkiler veren "düşünen" insanı SORGULARIM ben...

Ben kendimi müthiş sırları ortaya çıkaran bir dâhi olarak görmüyorum. Amerika'yı yeniden keşetmiyorum. Ben, GENEL AHLAK kuralları olarak toplumda yer etmiş, fakat son yıllarda tamamiyle MEDYA aracılığıyla erozyona uğramış değerler silsilesini bugünün kavramlarıyla bir araya getirerek beraberliklerini tartışmaya açıyorum.

Canım sıkkın...

Böylesine duygusal tepkiler almaktan rahatsızım. CİDDİ CİDDİ bu konuyu tartışacak insanlar arıyorum. Belki şimdi tartışılmayacak... Belki ciddiye alınmayacağım belli "kesim" tarafından uzun süre... Ama ne zaman ki benim hala modasının geçmediğini düşündüğüm, dahası toplumun salahiyeti için var olmasını şart koştuğum GENEL AHLAK kurallarına inanan ve değer verenlerin sayısı, aktif Türk internet kullanıcıları arasında arttığı vakit, bunlar rahat rahat tartışılacak.

"Bir şeyi doğru yer ve doğru zamanda yapmaktan iyisi, beklenmeyen yerde ve beklenmeyen zamanda yapmayı başarmaktır bence." cümlesine sarılıp "durmak yok, yola devam!" diyorum.

(Malum iç ses: - "Bak gördün mü hangi cümleyi kurdu!!!! Ben sana demiştim!!!")
(Malum iç sese tepki: - "*Derin derin iç çekiş + ciğerdeki nefesin kısmi küllisiyle birlikte: * Oooyyy oooyyy... deyiş.")

24 Haziran 2010 Perşembe

Deklarasyon komedisi!

Dün Sansüre Karşı Ortak Platform adı altındaki bir grup site, dernek, vakıf ve STÖ tarafından "Sansüre karşı ortak deklarasyon" yayınlandı.

Bu blogu ilk açtığım andan itibaren iddialarımdan biri şuydu: "Sansüre karşı olduğunu söyleyen grupların NEYE ve NEDEN karşı oldukları kesinlikle belli değil. Bir kapsamdan yoksunlar."

Yayınlanan sözde deklarasyon, bu iddiamın ne kadar gerçek olduğunu ortaya serdi. Altında 30 kalem kurumsal imzanın bulunduğu bu metin "Google INC. savunma dilekçesi" olmaktan öteye gitmiyor. Ulaştırma Bakanı Binalı Yıldırım'ın, "Google'a erişimin engellendiği" yönündeki çarpıtma haberlerin ardından yaptığı açıklamaları yok sayılarak, tamamiyle ticarî ve millî hukuk alanlarında Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Google INC. arasında yaşanan anlaşmazlıkta TARAF olma hatasına düşülüyor.

Bunun ötesinde, Youtube'a uygulanan erişim yasağıyla kasıtlı olarak birbirine harmanlanan "Google yasağı" haberlerine süslü hukukî yorumlar getirmekten başka "Çocukların Zararlı İçerikten Korunması için Öngörülen Devlet Politikası Yetişkinleri Etkilememelidir" gibi pişkince bir ifadeyle koca bir çam deviriyorlar.

"Sansür neden olmamalı?" sorusuna verdikleri en yakın cevap şu: "Hukuka Aykırı, Ölçüsüz ve Keyfi İdari İşlem Demokratik Hukuk Devletinde Kabul Edilemez". Sansürün NE olduğu, engellenmemesi gereken şeyin NE olduğu, serbest olması gerekenin NE olduğu, karşı oldukları şeyin tam olarak NE olduğu hiçbir şekilde belli değil.

Hep yuvarlak, (5651 sayılı kanunun olduğunu iddia ettikleri gibi) muğlak, net tanımı olmayan ve içi boş ifadeler kullanarak, "özgürlükçülük" oynuyorlar satır aralarında. Hiçbir sınırın olmadığı, hiçbir kontrol mekanizmasının olmadığı, hiçbir kısıtlayıcının olmadığı bir "internet" ütopyasını resmediyorlar. Ha, olur ya, illa ki bir kontrol mekanizması olsun denirse, bu sözde deklarasyona imza atanların emirleri şöyle: "Ancak bize sorarak yapabilirsiniz!"

Konu çok çetrefilli. Acaba bu deklareasyondaki açmazları neresinden tutsak da eleştirsek?

Türkiye Cumhuriyeti halkını, onun seçtiği vekilleri, o vekiller tarafından meydana getirilen TBMM'yi, burası tarafından yetkilendirilen yetkilileri, herhangi bir DESPOT yönetim tarafından sorgusuz sualsiz tayin edilmiş kimseler gibi kabul ederek bu insanlar tarafından verilen kararları "ölçüsüz ve keyfi" olmakla itham eden bu PLATFORM üyeleri kim acaba? Sorabilir miyim? Siz kimsiniz ve kimi temsil ediyorsunuz? Türkiye Halkı, şu an hali hazırda TBMM çatısında olan insanları seçerek oraya yolladı, temsil hakkını onlara verdi. (bkz: Cumhuriyet) Temsil hakkı kendisine verilen insanlar da, gerekli makamlara (bkz: Başbakanlık, bakanlıklar, bakanlıklara bağlı müsteşarlık, müdürlük ve başkanlıklar vs...) gerekli atamaları HALKIN KENDİLERİNE VERDİKLERİ YETKİYE DAYANARAK kanunlar çerçevesinde yerleştirdiler.

Peki siz kimsiniz, ey PLATFORM üyeleri?

Hemen Ekşi Sözlük'ün cevabını alalım; "Efendim ben 1999 yılından bu yana on binlerce yazarıyla birlikte Türk internet dünyasında....." Durun orada. On binlerce sözlük yazarı dediniz değil mi? Peki siz, on binlerce sözlük yazarının hepsini TEMSİL mi ediyorsunuz? Kendi "ticarethane"niz olan Ekşi Sözlük'teki "faşizan" yönetiminiz malum. Seçimle mi başa geldiniz? Siz orada despot bir "patron"sunuz. Başka hiçbir şey değilsiniz.

Linux Kullanıcıları Derneği, Pardus Kullanıcıları Derneği, Java Teknolojileri ve Programcıları Derneği, TiEV, Genç Siviller, Türkiye Zeka Vafkı, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Elektirik Mühendisleri odası... SİZ "resmî" tüzel kişilikler, acaba sizler bu sözde deklarasyonun altına (öyle bir metin var mı gerçekten??) imza atmadan önce Dernek/Vakıf/Oda üyelerinizin fikirlerini aldınız mı? Bu deklarasyonun maddelerini Dernek/Vakıf/Oda şubelerinde tek tek okuyup, üyelerinizle görüş alışverişinde bulundunuz mu? Yoksa tamamiyle bu kağıt üstü dernekleri yürüten birkaç kişinin verdiği "KEYFİ" karar neticesinde mi adınız geçiyor bu deklarasyonla birlikte?

İmza atanlar arasındaki sitelerin sahipleri... Sizler, sözkonusu site adreslerini vererek "sahibi" olarak attığınız imzaların, kullanıcılarınızın görüşlerini de yansıttığını söyleyebilir misiniz? Sitelerinizde herhangi bir anket yaptınız mı mesela? Ortalama kullanıcı sayınız ile bu deklarasyona imza atmanızı onaylayanlar arasında bir orantı kurup da mı attınız imzayı?

İddiam şu; haydi beni yalanlayın: Bu deklarasyona imza atanların herhangi bir TEMSİL yetkisi yoktur!

Peki, yönetiminde oldukları kurum ve kuruluşların üyelerini bile temsil yetkisi olmayan (bu yetkiyi almayan) insanların, GENEL SEÇİMLER ile iş başına gelmiş SEÇİLMİŞ ve resmen TEMSİL YETKİSİ OLAN insanların KANUNLAR çerçevesinde verdikleri kararlara "HUKUKA AYKIRI, ÖLÇÜSÜZ VE KEYFİ" demeleri komik değildir de nedir?

Siz tamamen üyelerinizden bağımsız ve keyfi olarak bir deklarasyonun altına adınızı yazacaksınız; sonra "özgürlükçülük" oynayacaksınız. Tutarlı olalım lütfen.

Şimdi bazılarının ön yargılarının göğüslerini yırtarcasına kabardığını hissediyorum. Sanıyorsunuz ki ben, BTK'nın verdiği bütün kararları destekliyorum ve "hukuksuz" ve "faşizan" bir sansür sistemine yeşil ışık yakıyorum.

Hayır. Yok öyle bir şey.

Ben sansürün MUTLAKA var olması gerektiğini ve asıl tartışılması gerekenin bunun NASIL yapılması gerektiği olduğunu düşünüyorum. "ŞU YÜZDEN, ŞURADA SANSÜR YAPMAMALISINIZ" derseniz, bunu tartışarak eyvallah diyebilirim. Mesela "fikir ve ifade özgürlüğü kapsamı"nda yer alan meselelerde sansürün olmasına katiyyen karşıyım. (Beni 2 defa Ekşi Sözlük'ten atan, defalarca yazılarımı silen yönetime sevgiler. Nicklerim scaryguy ve kirli bitli korpe kirpi idi.)

Ama siz HER TÜRLÜ SANSÜRE HAYIR diyerek anarşistçilik oynamak isterseniz orada durup konuşmamız gerekir.

Neyse, bu yazı burada bitsin. Daha konuşulup tartışılacak çoook yeri var deklarasyonun. Önümüzdeki yazılarda ele almak dileğiyle.

23 Haziran 2010 Çarşamba

Sansür karşıtı grup üyesiyle münazara

Sansür karşıtı gruptan bazı âkil insanlar, beni troll'ükle, "ilgi çekmeye çalışmak"la itham etmektense, fikirlerime değer verip tartışmayı tercih ettiler. Bu insanlara teşekkür ediyorum. Yine bu insanlardan biri, yazılarımından birine yaptığı yorumda, "sansür karşıtı" grubun fikirlerindeki çok bulanık bir alanı güzelce gözler önüne serdi. Aşağıda kendisinin yazısını ve benim cevabımı okuyacaksınız.

@scaryguy: kimse hiçbir kontrol mekanizması olmasın demiyor, ortak paydada buluşulan şey bu mekanizmanın devlet ile alakası olmasının yanlışlığı.

içerik olarak yasadışı olan şeylere erişimin engellenmesi sansür değildir. internetteki çocuk pornosuna ve uyuşturucu yapımıyla ilgili yazılara erişimin engellenmesi, çocuk pornosunun ve uyuşturucu üretiminin yasak olmasından ötürü haklı bir engellemedir, sansür değildir, kimsenin bir hakkını kısıtlamamaktadır.

öte yandan devletin insanların hayatına, intihar etmek istiyorsa intiharına, kumar oynamak istiyorsa kumarına, sevişen yetişkin insanlar izlemek istiyorsa pornosuna, herhangi bir düşüncesini ifade etme yollarına karışma hakkı olmadığını iddia ediyoruz biz. ben ayran tanrısına tapıyorsam, sen de bloguna ayranın iğrenç bir şey olduğunu yazıyorsan, devlet veya başka hiçbir üst kurul sana dokunmamalı, bloguna dokunmamalı. dünyadaki 6 milyar insanın 8 milyarı ayrana tapsa yine de dokunmamalı.

Cevap:

"Hiç kimse kontrol mekanizması olmasın demiyor" diyorsunuz fakat üyesi olduğunuz gruptaki yazışmalara ve mensubu olduğunuz hareketteki bazı arkadaşlarınız ifadelerine bakarsanız, -ne yazık ki- böyle diyenlerin bile var olduğunu göreceksiniz.

Sizin "haklı engelleme" dediğiniz şey de sansürdür. Benim de baştan beri EVET dediğim sansür de bu "haklı engelleme"lerden ibarettir. Ama limitler konusunda fikirlerimiz arasında belirgin farklar var.

Sizin "özgürlükçülük" anlayışınızla olaya yaklaşırsak, çocuk pornosu ya da uyuşturucu kullanımı/üretimini "bir hak" olarak gören insanlara ne cevap vereceksiniz?

Bir insanın "intihar etme hakkı" olduğunu ve bu konuda devletin yapabileceği -hatta yapmayı deneyebileceği- hiçbir şey olmadığını iddia ediyorsunuz, peki ya bir uyuşturucu müptelası "benim de uyuşturucu kullanma ve ticareti yapmaya hakkım var" diyemez mi?

Çocuk pornosu hazırlayan/satan/izleyen bir sapık, "bu da benim hakkım" deyip "karışmayın bana" diyemez mi?

Sizin söyledikleriniz kendi sınırlarınız ve bakış açınız da gayet sübjektif farkında mısınız? Fikirlerinizi dayandırdığınız herhangi bir metin/gelenek/değer yok. (Şahsınızı kastetmiyorum, lütfen yanlış anlamayın. Ben fikirleri tartışıyorum) Benim dayandığım kavram ise "GENEL AHLAK" kuralları.

"Ayran tanrısı" örneğiniz fazlasıyla sofistike. Bildiğiniz çarpıtma. Sizler, insanların "inandıkları" şeyleri yok sayma ve "ben inanmıyorum, öyleyse bana ne!" diyen bir düşünce akımının mensuplarısınız. Oysa ki sizin dışınızdaki bütün insanların, sizin kutsallık atfettiğiniz kavramlara iman etmesini bekliyorsunuz. Neymiş, intihar etmek isteyen etsin, kumar oynamak isteyen oynasın, fuhuş yapmak isteyen yapsınmış... Yapmasın arkadaş, niye yapıyor? Bunlar KÖTÜ. Ben bir insan olarak bunlara "özgürlük" demiyorum. İnanç konusunda ise "gerçekçi" olursanız, dünyadaki her inanca saygılı olmak mümkündür.

"Peki ne yapabilirsin ki?" derseniz; Bunları yapanlar, benim her türlü MÜSPET tepkime, engellemeye çalışmama rağmen yapıyorlarsa, yaparlar. Bana ne? Ben üstüme düşeni yapmış olurum. İşte "devlet"e düşen de tam olarak bu. Internet üzerinde, bu KÖTÜ şeylerin yaygınlaşmasını, "sıradanlaşmasını" ENGELLEMEK. "Faşizm" yanlısı değilim. Ama "anarşizm" yanlısı hiç ama hiç değilim.

Bakın, benim baştan beri parmak basmak istediğim nokta; SANSÜRE KARŞI KAMPANYA yürüttüklerini iddia edenlerin herhangi bir kapsamdan yoksun oldukları fikri. Bu kampanyaların "NEYE" ve "NEDEN" karşı olduğu kesinlikle belli değil. Bir takım ön kabuller var bu tür hareketlerin mensuplarının BAZILARI tarafından... ve bu "bazıları", harekete destek veren herkesin düşüncelerinin aynı olduğunu sanıyor.

Ben de diyorum ki,
HAYIR.

1. intihara yönelen birinin intihar etmesine müsaade etmek, onu engellemeye çalışmamak bir İNSANLIK SUÇUDUR.

2. Kumar gibi sonu yuvaların yıkılması, ailelerin dağılması olan bir çirkinliği masum bir "oyun" kabul edip, yaygınlaşmasının sağlanmasına bir şekilde sebep olunması bir İNSANLIK SUÇUDUR.

3. Para kazanmak için bedenlerini satan insanlarla beraber olmak, onların bunu 'meslek' olarak yaptıklarını söylemek; haydi bu düşünceleri geçtim, bunları NORMAL görmek ve göstermek İNSANLIK SUÇUDUR.

Neyse ki, ÇOK ŞÜKÜR Kİ, uyuşturucu ve çocuk istismarı konusunda birçok kişi aynı fikri paylaşıyor. Ama bunlara dahi karışmayanlarını gördük. Bir önceki blog yazımı inceleyin lütfen.

Sonuç: SANSÜRE EVET -siz buna haklı engelleme diyerek ılıman bir tabir getirmiş olsanız da-. Sansürün NASIL ve NE ŞEKİLDE olması tarışılmalıdır. Yoksa SANSÜR olmak zorundadır, olmalıdır.

İlginiz için teşekkürler.